SOSYALİZMİN KRİZİ VE İŞÇİ SINIFICengiz GÜLTEKİN Bütün tersine iddialara karşın, sosyalizmin krizini aşmada üretilecek yanıt işçi sınıfı temelli olmak zorundadır.Sınıfın artık eski karakterini taşımadığı ve Marks döneminin meşhur tanımlaması olan “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan” bir toplumsal kategori olmaktan çıktığına dair çok “esaslı” iddialar mevcut. Kapitalizmin bu yeni aşamasında işçi sınıfının toplumun imtiyazlıları arasına girdiği ve onun dışında daha alt bir toplumsal kesimin ortaya çıktığı (sınıflar altı olarak ifade edilen) ve esas devrimci muhtevanın da artık orada toplandığı da bu idiaların arasında. Bütün bu iddiaların ortak noktasını da işçi sınıfının artık devrim mücadelesinin temel ve öncü dinamiği olamayacağı oluşturuyor.
Peki, gerçekten öyle midir?
Marks’ın işçi sınıfını en devrimci sınıf olarak tanımlamasında temel argüman toplumun çoğunluğunu oluşturan, en fazla ezilen, acı çeken ve o meşhur ifade ile “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan”lardan oluşuyor olması mıydı acaba? İşte bu soruya verilecek yanıt sınıfa bugün nasıl bakmamız gerektiğini de ortaya çıkaracaktır.
Marks döneminde işçi sınıfının içinde bulunduğu toplumsal pozisyon elbette ki oldukça kötüydü. Ama kaybedilebilecek şeyler yine de vardı. Olmayan üretim araçlarının mülkiyetiydi. Bugün de öyle.
Sayısal güç itibariyle de durum kötüleşmemiş iyileşmiştir. Marks’ın yaşadığı dönemde işçi sınıfının dünya çapındaki nüfusu bugün için sadece Güney Kore’de bulunan işçilerden daha azdı. Ve Marks bu somut duruma rağmen işçi sınıfını en devrimci sınıf ilan etti. Çünkü Marks’ın işçi sınıfında gördüğü devrimci öz onun yoksulluğunda değil kolektif üretim yapmasında ve üretimden gelen gücünde saklıydı. Bu kollektivitede hem bir yıkılıcılık (ihtilalcilik) hem de kollektivist ilişkilere dayanan yeni bir dünyanın (komünizm) kuruluşu gizliydi. Başka hiç bir sınıf bu kadar yıkıcı ve bu kadar yıktığının yerine bir yenisini koyma kabiliyetine sahip değildi. Diğerleri ancak eski dünyayı değişik biçimleri içerisinde tekrarlayabilirlerdi
Üretimden gelen gücün hem yıkılıcılık hem de yapıcılık anlamlarında hala sınıfın en büyük silahı olduğunu hayat hergün bize göstermektedir. Güney Amerika ülkelerinde işçi sınıfının işsizleri de yanına alarak yaptığı ataklar en büyük kanıtı oluşturmaktadır. Bu gerçeklere rağmen dünden bugüne üretimin yeniden organizasyonu yoluyla sınıfın kitlesi daha küçük ve birbiriyle rekabet edecek parçalara bölünürken üretimin kollektif mahiyeti devam etse de kollektiv davranış olanakları belli ölçülerde sınırlanmış bulunmaktadır.
Bunun yanında özellikle neo-liberal politikalar geleneksel tarımı yıkmak suretiyle geniş bir köylü kitlesini şehirlere yığarak eskisiyle mukayese edilemeyecek büyüklükte bir işsizler ordusunu çalışanların karşısına rekabet unsuru olarak dikti.
Bu iki somut durum eski ilişkiler içerisinde kalarak sınıfın devrimci dinamiğini ortaya koymasını büyük ölçüde engelledi. Ancak halen sınıfın kolektif olarak konumlandığı, grev yapabilme yetisine sahip, hayatı durdurma kabiliyetine sahip stratejik iş kolları mevcut. İşte proletarya sosyalistlerinin öncelikle yapması gereken, sınıf içinde örgütlenmenin uzun vadeli projesi olarak, bu stratejik güce sahip kesimleri örgütlemek olmalıdır. Sınıfın partisinin inşa olacağı temel toplumsal kesim, grev yapabilme gücüne sahip olan, stratejik iş kollarında bulunan işçi sınıfıdır. Ve tarihsel kökenlerine bağlı bir 21. yüzyıl sosyalizmi de ancak modern sanayi proletaryası üzerinden şekillenebilir.
***
Bugün için sınıfın karşı karşıya kaldığı en temel sorunlardan birinin bölünmüşlük ve kendi içindeki rekabet olduğunu belirtmiştik. Bunun yanında sınıfın karşısına dikilen işsizler ordusu sebebiyle de, aslında toplumsal muhalefetin öncüsü olması gereken işçi sınıfına karşı gösterilmesi gereken toplumsal dayanışmanın da tehdit altında olduğu bir gerçek. Peki, bu sorunları yeni tip bir sosyalizm anlayışıyla aşmanın yolları neler olabilir?
İşçiler ve işsizler arasında oluşan karşıtlığı aşmanın, onların arasında dayanışma oluşturmanın bir yolu, Gramsci’nin “sivil toplumun organları” olarak ifade ettiği toplumsal dayanışmayı hedefleyen sendikal çalışmalar olabilir. Örgütlü proletaryanın işsizler ordusuyla olan rekabeti ortadan kaldırmak için onların örgütlenmesini de kendi örgütlenmesi olarak görüp bu işsizler alanına yönelmesi devrimci dinamiğinin sonuç alıcı hale gelebilmesinin temel şartlarından birini oluşturur.
Toplumsal dayanışmanın inşa edileceği bir diğer zemin ise yerel yönetimler olabilir. Sınıfın siyasal gücünün yerel yönetimlere yönelik bir hamlesi hem yıpratılan toplumsal dayanışmanın arttırılmasına hem de sınıfın daha geniş güçlerine ulaşılmasına hizmet eder. Bir başka noktada da, yerel yönetimler deneyimi yenilenmiş bir sosyalizm kavrayışının en önemli dinamiklerinden biri de olabilir. |