baner
Banner

 


SOSYALİST PARTİ GEN.BAŞ. YARD. MUSTAFA KAHYA:

 

MÜCADELEDE YENİ BİR DÖNEM, YENİ BİR STRATEJİ

Şimdiye kadar tek taraflı olarak yaratılan barışçıl ve demokratik çözüm olanaklarının heba edildiğini görmekle kalmayan, en nihayetinde “Kürt açılımı” örtüsü altında kapsamlı bir tasfiye hareketiyle karşı karşıya kalan Kürt Özgürlük Hareketi, devletin savaş dayatmasına kapsamlı bir direniş savaşıyla karşılık verme yolunu seçti. Kürt Özgürlük Hareketi, mücadelesinin bu yeni sürecini “stratejik dördüncü dönem” olarak niteleyip, “tarihsel önemde devrimci bir sürece girildiğini” ifade ederek, bu dönemi, “öz gücüne dayanarak iradesini ortaya koyma, kendi çözümünü kendi yaratma” mücadelesinin gelişeceği bir dönem olarak ilan etti.

PKK mücadele sürecini, 1973'ten 1984'e kadar birinci dönem; 1984–1993 arasını İkinci dönem; 1993'ten 2002'ye kadarki süreci üçüncü dönem olarak ayrıştırmakta, ancak AKP’ye çözüm için bir şans verilmesi anlayışıyla üçüncü dönemi 2010 tarihine kadar uzatılmış bir süreç olarak tanımlamaktadır. 31 Mayıs 2010 tarihinden itibaren ise “yeni stratejik dönem” olarak nitelenen dördüncü döneme girildiği bizzat A. Öcalan tarafından açıklanmış, bu dönemin karakteri gereği Kürt hareketinin önderleri olarak Cemil Bayık, Murat Karayılan, Duran Kalkan ve Ali Haydar Kaytan gösterilmiştir. KCK ‘de yaptığı açıklamalarla bu sorumluluğu üstlenmiştir.


M. Karayılan yaptığı açıklamada: “ Kürtleri Türk milleti içerisinde eritme politikasından AKP hükümeti ve Türk devleti vazgeçmiş değildir. Devlet bizimle barış yapmak istemiyorsa, çözüme gelmek istemiyorsa biz ne yapabiliriz? Biz de o zaman kendi gücümüz oranında kendi bağımsız çözümümüzü geliştiririz. İşte yeni stratejik dönemin temel özelliği budur. Çözüme gelmeyen devlete rağmen kendi çözümünü geliştirme sürecidir ” diyerek, bu dönemin hedefinin, “demokratik özerkliğin ilan edilmesi” olduğunun altını çizmektedir.

Demokratik özerkliğin muhtevasına dair farklı yaklaşımlar olsa da, anlaşılan o ki, Kürt Özgürlük Hareketi mücadelesinin bu yeni döneminde, demokratik özerklik hedefine, devleti demokratik çözüme zorlama misyonu da yüklemektedir. İlan edilen demokratik özerklik, devlet tarafından yok edilmek istenirse, “Kürt halkının kendi çözümünü demokratik konfederal eksende geliştirme seçeneğine yöneleceği de” vurgulanmaktadır. Açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla demokratik özerklik giderek bölgesel özerklik yönünde bir muhteva da kazanmaktadır.

Kürt özgürlük hareketi bu yeni süreci başlatmakla, mücadelede kritik ve kendisi içinde riskli bir sürece adım atmış bulunmaktadır. Dördüncü dönem olarak adlandırılan bu dönemin, “çok önemli ve devrimsel bir dönem” olarak görülmesi, hedefleri bakımından taktiksel bir süreç olarak değil, stratejik önemde bir süreç olarak değerlendirildiğinin göstergesidir. “Öz gücüne dayanarak iradesini ortaya koyma, kendi çözümünü kendi yaratma mücadelesinin”  getireceği bütün riskler göze alınmaktadır. Bu riskler içinde yenilgi riski de vardır. Gelinen noktada bütün kazanımların elden uçup gitmesi tehlikesi karşısında bu risk dahi göze alınmıştır. Yapılan açıklamalar ve savaşın tırmanış seyri bu belirlemeleri doğrulamaktadır.

Diğer dönemlerden farklı olarak bu dönemde savaş, Türkiye cephesine de daha çok yayılacak gibi görünmektedir. Giresun, Tokat, Samsun, İskenderun ve Osmaniye çatışmaları bunu göstermektedir. Yine uluslar arası etkilerinin de geçen dönemlerden daha derinlikli olacağı ve bölge dengelerini bozucu sonuçlar yaratacağı da açıktır.

TC tarafından milliyetçilikle tahkim edilen cephe gerisi, oluşturulan şoven ortam ve potansiyelle, bir etnik çatışmaya hazır hale getirilmiştir. Savaşın giderek daha da yoğunlaşmasıyla birlikte bu durum ihtimal olmaktan çıkarak gerçek bir tehlike haline gelecektir. Kürtlere yönelik linç girişimleri bunun habercisidir.

Sosyalistler ve demokrasi güçleri henüz yeni sürecin mahiyetini kavrayan bir davranış göstermekten uzak görünüyorlar. Böylesi bir süreçte ezen ve ezilene eşit mesafede durmak, kendi geleceğini de yok etmek demektir. Kürt sorununun çözümü yönünde, eşitlik temelinde adil ve demokratik bir barışın sağlanması için, bugün ezilenlerin mücadele birliğine her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Tehlikenin daha da büyüdüğü bir süreçte, sorumluluklarını yerine getiremeyenlerin omuzlarında taşıyacakları vebal, herhalde siyaseten tarihin en ağır vebali olur.