|
SOSYALİST PARTİ GEN. BAŞ. YARD. MUSTAFA KAHYA:
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ PAKETİ: HAVUÇ MU SOPA MI? 12 Eylül Anayasası topluma bir deli gömleği giydirdi. Son yirmi yılın ortaya koyduğu hakikat şudur: Topluma giydirilen bu deli gömleği artık dikiş tutmuyor. Yeni Anayasa tartışmaları işte bu yüzden elzem hale gelmiş bulunuyor. Kapitalist toplumda çağdaş anayasa yapma mantığının temelinde birey-devlet dengesini kurma, bireyi devlet karşısında koruma düşüncesi yatar. Çağdaş anayasalar yurttaşlar arasında sınıf, dil, din, cins, etnisite vb. ayrımları gözetmeyi yasaklayarak, hukuk düzleminde eşitlik sağlar. Bu formel bir eşitliktir. Tam da formel eşitlik sağlama uğruna gerçekleştirilen bu yasaklama işlemi, gerçekliğinden koparılmış, soyut, kurgusal bir birey tanımlamasına dayanır. Çağdaş burjuva anayasalarının tanımladığı birey, yaşayan birey değildir. Bu açıdan da toplumsal bir varlık değildir. Eğer bireyin toplumsal varlığını farklı türden aidiyet ilişkileri tanımlıyorsa, soyut, kurgusal bireyden değil, yaşayan bireyden söz etmek gerekir. Örneğin işçi, Kürt, kadın, alevi vb. İşte bunun için, çağdaş burjuva anayasa yapma mantığının temelini teşkil eden formel eşitlikçi birey-devlet dengesi kurma perspektifi reddedilmelidir. Anayasada bütün eşitsizlik ilişkileri zikredilerek, her bir eşitsizlik ilişkisi için mağdur olanın lehine pozitif ayrımcı kurallar belirlenmelidir. Gündemde olan anayasa değişikliği paketi ise Türkiye’nin toplumsal gerçekliği ile ilgili değildir. Yürütmenin gücünü artırma amacıyla, 12 Eylül anayasasına makyaj tazelemekten başka bir anlam ifade etmemektedir. “Demokratikleşme” yönünde bir adım olarak lanse edilen bu değişiklik paketinin, demokrasi ile bir ilgisi yoktur. %10 barajı meselesi bize, demokrasi sorununa nasıl yaklaşıldığını gösterir. Anayasada hangi değişiklikler yapılırsa yapılsın, %10 gibi bir baraj meselesine dokunulmadıkça halkın iradesinin önüne geçilmiş olur. AKP Hükümeti bir yandan dünyaya uyumlu görünmek için her şeyin altına imza atıyor, diğer yandan da çağdışı mantıklarının egemenliğini sürdürmek için içerde bin bir türlü engel ortaya koyuyor. %10 barajı, halkın iradesi lafının nasıl hiçe sayıldığının en açık ifadesidir. Yani seçim sistemleriyle öylesine bir mekanizma yaratılmıştır ki, azınlık yönetimi çoğunluk yönetimi olarak yutturulmaktadır. Bu akıl almaz bir anormalliktir ve Askerlerin şu anda buna karşı çıkacağını iddia etmek numaradan başka bir şey değildir. Tam tersine AKP’ye bu kadar güçlü bir iktidar sunmayı askerler istemezler ve kaldırılmasına en azından şiddetli bir muhalefet göstermezler. Mesele azınlık oylarıyla çoğunluk egemenliği sağlamaktır. Bu durum yapılan değişikliklerin arkasında hiç bir demokratik mantığın yatmadığının en açık kanıtını oluşturur ve esasında yapılanları teker teker incelemeye bile gerek bırakmaz. AKP işte bu anlamda egemen sınıf içerisindeki çelişkileri kendi tarafına yönelik olarak çözmek isterken, halka havuç değil havuç şekline sokulmuş bir sopayı uzatmaktadır. Havuç diye uzatılan da sopadır ve AKP’nin liberal avukatları, uzatılanın havuç olduğuna “biz yedik, vallahi havuçtur!” diye yemin ederek, halkı inandırmaya çalışmaktadırlar. Dolayısıyla yürütmenin güçlendirilmesinin ve AKP iktidarının sağlamlaştırılmasının aracı olabilecek olan bu değişikliklere hayır denilerek, demokratik bir anayasa için bir hareket başlatılmalıdır. Devrimci güçlerin yetersiz olduğu durumda böyle bir hareket, sistemi tümden değiştirmeye yetmese de hiç olmazsa sistemin demokratikleşmesine yol açar. Bu da sınıf mücadelesini daha ileriye taşımak yönünden az bir şey değildir. |