|
SEN AĞLAMA ANNE! ÇÜNKÜ GÖZYAŞLARI İSTİSMAR DAMLACIKLARI OLDU Basına ve Kamuoyuna
Başbakan Erdoğan, TBMM grup toplantısında anayasa değişikliği paketi ile ilgili olarak, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan referandumun, “12 Eylül askeri darbesi ile bir hesaplaşma olduğunu” söyledi. Gerçekle ilişkisi olmayan bu söylemini inandırıcı kılmak için de, başka isimlerle birlikte 12Eylül 1980 darbesinin ilk idamı olan Kurtuluş militanı, yoldaşımız Necdet Adalı’nın ve yine 18 yaşından küçük olduğu halde idam sehpasına gönderilen devrimci militan Erdal Eren’in isimlerini kullandı. Gözyaşlarıyla süslediği ve duygusal bir atmosferin oluşmasını sağladığı konuşmasıyla yoldaşlarımızı referandum istismarcılığının malzemesi yapmaya kalktı. Necdet Adalı, 6 Mayıs1972’de idam sehpasında, birkaç dakika sonra yaşamdan koparılacakları o tarihsel hesaplaşma anında, yüksek sesle haykırdıkları şiarlarıyla devrimci mücadelenin onur abideleri olan Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in bıraktığı mirasın, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ki ilk onurlu taşıyıcısıdır. Başbakan, Nevzat Çelik tarafından yazılan ve Ahmet Kaya’nın sesinden milyonlarca insanın yürek yangınına dönüşen Şafak Türküsü şiirinden aktardığı, "Beni burada arama anne/kapıda adımı sorma/saçlarına yıldız düşmüş/koparma anne/ağlama” diyerek döktüğü gözyaşlarıyla, bizim acılarımızın gözlerimizdeki birikimini, kendi gözlerinden süzülen istismar damlacıklarına dönüştürdü. Anayasa değişikliği paketinin, 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşma mahiyetli bir paket olmaması bir yana, 12 Eylül anayasasında en küçük düzeyde delik açan bir yanı da yoktur. Öyle olmadığı gibi pakette, hukuki anlamda demokratikleşme yönünde işaret olabilecek en ufak bir belirti bile bulunmamaktadır. Geçici 15. maddenin kaldırılacak olması ise, paketin bütününün referandumdan geçmesi için 12 Eylül darbecilerine duyulan öfkenin maniple edilmesi amaçlıdır. Çünkü zamanaşımı nedeniyle 12 Eylül darbecileri yargılanamayacaktır. Değişiklik maddeleri mecliste görüşülürken darbecilerin yargılanabilmelerinin sağlanması yönünde verilen önergeler bizatihi AKP hükümeti tarafından reddedilmiştir. Gözyaşlarının samimi olup olmadığının ölçütü, gözyaşı dökenin yaşamında ve davranışlarında gözyaşlarına neden olan konularda bir iç tutarlılık içinde olmasıdır. Eğer Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde sisteme muhalefet eden onlarca devrimci kuytu köşelerde öldürülmemiş olsaydı; eğer Kürt sorununun çözümü yerine savaş dayatması nedeniyle, her gün dağlardan genç bedenlerin ölüleri gelmemiş olsaydı; eğer “taş attıkları” gerekçesiyle 10-15 yaşındaki yüzlerce çocuk hapishanelere tıkılarak yaşlarından fazla cezalara çarptırılmamış olsaydı; eğer 13 yaşındaki Uğur Kaymaz “terörist” denilerek öldürülmemiş olsaydı; eğer Başbakan, öldürülen gerilla cenazelerine yapılan vahşeti, utanç duyulacak bir tutumla meşrulaştırıcı bir davranış sergilememiş olsaydı; işte o zaman döktüğü gözyaşının samimiyetinde inandırıcı olurdu. O nedenle Başbakanın gözyaşları samimiyetsizlikten de öte istismarcılıktır. Bu kez istismar edilen ise bizim değerlerimizdir. Başbakan, savunduğu ve yürütücüsü olduğu bu sömürü sistemine karşı darağacında can verenlerimizin isimlerini, gözyaşlarının istismarcı sahteliğiyle kirletmekten vazgeçsin. Hiç olmazsa annelerin kendi gözyaşlarını kendilerine düşman görmelerine yol açarak, Necdet için yazılan şiiri şairine, “ sen ağlama anne/çünkü gözyaşları istismar damlacıkları oldu” biçiminde değiştirmeye neden olmasın. SOSYALİST PARTİ MERKEZ YÜRÜTME KURULU |