baner
Banner

AVRO’YU YÖNETMENİN ZORLUĞU: GÖREVİMİZ TEHLİKE

Samir Amin[1]

Ulusal bir devlet olmaksızın ulusal bir para mevcut olamaz. Çeşitli rekabetçi güçlerin üzerinde ve ötesinde, ulusal para ve devlet, sermayenin faaliyet göstermesini mümkün kılan temel iki araçtır. Bugünkü, piyasa tarafından kontrol edilen ve gücü sadece hukuk ve düzeni korumakla sınırlandırılmış olan bir devletin varlığındaki kapitalist sistem algılaması hiçbir biçimde sermayenin tarihsel analizini yansıtmadığı gibi, bu algılama piyasanın optimal dengeyi sağlama yeteneğini gösteren herhangi bir bilimsel teoriye de dayanmamaktadır.

 

Avro, bir Avrupa devletinin mevcut olmadığı, tek tek ulus devletlerin sermayeyi yönetme sorumluluklarından sıyrıldıkları bir zamanda yaratıldı. Bu nedenle de devletlerde bağımsız bir para birimi nosyonunun kendisi bizatihi saçmadır.


 

 

Avrupa politik anlamda mevcut değildir. Ulusal bağımsızlığın üzerine çıkmak gibi naif yanılsamalara rağmen, ulusal hükümetlerin meşruluğu bir gerçektir. Bugün hiçbir Avrupa ülkesinde, Avrupalı oylardan doğan bir Avrupa’yı benimsemek için gerekli politik olgunluk mevcut değildir. Böyle bir şeyin meşruiyet kazanması uzun yıllar alacaktır.

 

1. Ekonomik ve sosyal olarak da Avrupa hala mevcut değildir. 25–30 devletten oluşan mevcut kimlik üye ülkelerin eşitsiz bir kapitalist gelişimine dayanmaktadır ve bu yapı devam etmektedir. Bölge ekonomilerini kontrol eden oligopoller ise merkezde İngiliz, Alman ve çevredekiler olarak Hollandalı, İsveç, İspanyol ve İtalyan gibi ulusal kimliklere bağlıdırlar. Doğu ve Güney Avrupa’nın Kuzey ve Merkeze bağlılığı tıpkı L. Amerika’nın ABD’ ye bağlılığı gibidir. Bu verili koşullarda aslında Avrupa Ortak Pazar’dan biraz daha kapsamlı bir yapıdır ve kendisi bizzat küresel finans oligarşilerinin elindeki küresel piyasanın bir parçasıdır. Bu perspektiften Avrupa en küreselleşmiş olan bölgedir. Politik birliğin yokluğunda bu durum farklı ücret düzeyleri, sosyal güvenlik ve farklı vergi sistemleri demektir ki bunlar veri Avrupa sistemi altında ortadan kaldırılamaz.

 

2. Avro’nun yaratılması atınız olamadan at arabası almaya benzer. Birliğin kurucuları aslında bunu biliyorlar, ancak onlara göre Avrupa, arabasız atı ile uluslar arası bir devlet kurmak için arkadan itilebilirdi ve at arabanın önüne yerleştirilirdi. Bu mucize gerçekleşmedi. 1990’lı yıllarda bir toplantıda, böyle tuhaf bir sistemin ancak genel ekonomik iklim lehte olursa çalışabileceğini ifade etmiştim. Nitekim kriz sistemi vurduğu anda Avro’yu yönetmek ve sağlıklı, etkin bir biçimde çözüm üretmek mümkün olamadı.

 

Mevcut kriz ısrarcı-kalıcı olup, derinleşmektedir. Etkileri değişik Avrupa ülkeleri arasında farklı olacaktır. Aynı mantıkla, ülkeden ülkeye çalışan sınıfların ve politik kurumların, orta sınıfın tepkileri de farklı olacaktır. Bu krizin ortaya çıkaracağı çatışmaları uygun parasal bir araca sahip olmayan, bu anlamda da gerçek ve meşru bir devlete sahip olmayan Avrupa’nın etkin bir biçimde yönetebilmesi mümkün gözükmemektedir.

 

Bu nedenle de Avrupa Merkez Bankası (ECB) dahil, Avrupalı kurumların Yunanistan krizi vb ‘ne müdahaleleri saçmadır, çünkü faydasızdır. Bu kurumların müdahalelerinin tek bir sonucu var: Her tarafta kemer sıkma politikası uygulatmak. Bu 1929-30’larda hükümetlerin uyguladıkları politikalara benziyor ve bu müdahaleler krizi 1930’larda daha da derinleştirmişti. Benzer sonuçları bundan sonra Brüksel’de bizzat bizler göreceğiz.

 

3. 1990’larda yapılmaması gereken ‘Avrupa Para Yılanı’nın tesisiydi. Böylece her bir Avrupalı devlet parasal olarak bağımsız kalabilir, Ortak Pazar’ın yani serbest ticaretin sınırlamaları içinde kendi ekonomisinin sunduğu fırsatlar ve ihtiyaçlara göre ekonomisini ve para birimini yönetebilirdi. Para Yılanı gibi sabit bir kur gibi bir sistemle- ki müzakere edilmiş devalüasyon ve revalüasyonlara dayalı olarak ayarlanabilir bir sistemdir- ülkelerin birbirleriyle olan dayanışması teminat altına alınabilirdi.

 

Bu senaryo altında uzun vadeli ‘giderek sertleşen yılan-stiffening serpent’ görüşü realist olabilir- belki de ortak bir para biriminin uyarlanmasına götürebilirdi. Bu süreç üretim sistemlerinin, reel ücretlerin ve sosyal ödemelerin yavaş ve ilerletici bütünleşimi ile yumuşatılabilirdi. Başka bir deyimle, yılan bütünleşmeyi aşağıdan yukarıya doğru yakınsamayla kolaylaştırabilirdi. Bu farklı ülkelerin ortak amaçlar konusunda uzlaşmalarını gerçekleştirebilir ve finansal olayların denetimi konusunda politik bir tutumu uygulamaya geçirebilirdi. Böyle bir alternatif de-regüle finansal entegrasyonla nitelenen bugünkü tuhaf sisteme zıttır.

 

4. Bugünkü kriz, bu yanılsamacı para biriminin yönetiliş biçimini ortadan kaldırmak ve onu krizden etkilenmiş olan ülkeler için gerçekçi fırsatlar sunabilen bir Avrupa Para Yılanı ile değiştirmek için ideal bir fırsat sunmaktadır.  İspanya ve Yunanistan aşağıdaki kararları alarak böyle bir süreci başlatabilirler:

(i) Geçici olarak Avro’dan çıkmak,

(ii) Ulusal paralarını devalüe etmek,

(iii) En azından finansal akımlar için döviz kontrol rejimleri getirmek.

 

Bunun ardından bu ülkeler borçlarını yeniden yapılandırmada, denetim sonrasında rüşvet ve spekülasyondan kaynaklanan borçlarının iptal edilmesi için çağrı yapmada çok güçlü bir konuma sahip olabilirler (rüşvet ve spekülasyon kaynaklı borçların oluşumunda yabancı oligopollerin de payı var). Eminim bu çok kuvvetli bir örnek oluştururdu.

 

5. Maalesef, krizden böyle bir çıkış şansı yok denecek kadar az. Tek tek devletlerden bağımsız Avro’yu yönetme kararı ve finansal piyasa yasasının tartışılmaz kutsallığı böyle saçma teorilerin  ürünü değildir. Her ikisi de oligopolleri denetlemek için tasarlanmışlardır. Bunlar, bizzat kendisi oligopollerin politik ve ekonomik güçlerine karşı her hangi bir meydan okumayı önlemek için tasarlanmış olan Avrupa kolektifinin temel unsurlarıdır.

 

Kriz ancak radikal sol politik inisiyatif aldığında ve alternatif bir anti-oligarşik formasyon inşa ettiğinde atlatılabilir. Avrupa ya sol olacaktır, ya da artık mevcut olamayacaktır. Avrupalı solcular şu andaki mevcut Avrupa’nın, hiç olmamasından daha iyi bir durum olduğunu savunuyorlar. Mevcut açmazı kırabilmek için mevcut kurum ve anlaşmaların ortadan kaldırılması gerekiyor. Mevcut haliyle sistem inanılmaz bir kaosa neden olacaktır. Görmek istemediğimiz ve aşırı sağın yükselişi gibi tüm senaryoların gerçekleşebilmesi mümkündür. ABD için bir Avrupa’nın yaşaması ya da bütünüyle çökmüş bir Avrupa çok fazla fark etmiyor. Birleşik ve güçlü bir Avrupa’nın ABD’yi, Avrupa’nın çıkarlarını ve görüşlerini dikkate almada zorlayıcı olacağı görüşü, bu koşullarda hüsnü kuruntudan başka bir şey değildir.


[1] Yazarın  29.06.2010 tarihinde mrzine.monthlyreview.org adlı sitede ” Managing the Euro : Mission Impossible” başlığıyla yayımlanan makalesi Türkçe’ye Veysel deniz tarafından çevrilmiştir.