|
TEKZİP
*25 Temmuz 2010 tarihli Hürriyet gazetesinde çıkan Soner Yalçın'ın yazısına SOSYALİST PARTİ Gen. Baş. Yar. Mustafa Kahya'nın tekzip yazısını yayınlıyoruz.
KİMSE BİZDEN,
IŞIKLARIMIZIN SÖNDÜRÜLMESİNE SESSİZ KALMAMIZI BEKLEMESİN!
Sayın Soner Yalçın;
25 Temmuz 2010 tarihli Hürriyet gazetesindeki, “Ergenekon’u geliniz burada arayalım” başlıklı yazınızda, Başbakanın meclis grup toplantısındaki 12 Eylül idamlarını istismar eden konuşmasından hareketle, 12 Eylül darbecilerinin ilk idamları olan Necdet Adalı ve Mustafa Pehlivanoğlu dosyalarındaki benzerlikleri ele almışsınız. Dosyaların biçim olarak ne kadar benzer olup olmadığı bir yana, o günkü koşullarda birçok dosyanın böylesi şekli benzerlikler taşımasının kaçınılmaz olduğunu sizde biliyorsunuz. Ancak devrimcilerin hangi idealler için mücadele yürüttüğü gerçeği göz ardı edilerek, Kontrgerilla örgütlenmesinin güdümünde, sermaye sisteminin sivil vurucu gücü olarak kullanılan faşistlerle benzer gösterilmeye çalışılması ya da böyle bir algıya neden olacak ifadeler, darbecilerin “bir o taraftan bir bu taraftan” veya “karıştır, barıştır” yaklaşımından özde bir farkı yoktur.
Başbakan Erdoğan, TBMM grup toplantısında anayasa değişikliği paketi ile ilgili olarak, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan referandumun, “12 Eylül askeri darbesi ile bir hesaplaşma olduğunu” söyledi. Gerçekle ilişkisi olmayan bu söylemini inandırıcı kılmak için de, başka isimlerle birlikte 12 Eylül 1980 darbesinin ilk idamı olan Kurtuluş militanı, yoldaşımız Necdet Adalı’nın ve yine 18 yaşından küçük olduğu halde idam sehpasına gönderilen devrimci militan Erdal Eren’in isimlerini kullandı. Gözyaşlarıyla süslediği ve duygusal bir atmosferin oluşmasını sağladığı konuşmasıyla yoldaşlarımızı referandum istismarcılığının malzemesi yapmaya kalktı.
|
|
Read more...
|
|
TEKEL DİRENİŞİ, GEREKLİ VE MÜMKÜN OLANI GÖSTERDİ
Neoliberalizm çökerken mücadele kıvılcımları da yükseliyor.
70’li yıllardan itibaren kapitalizmin krizine çare olmak üzere geliştirilen neoliberalizm denilen talan politikalarına Tükiye’nin entegre edilmesi 24Ocak 1980’de Demirel hükümetinin aldığı kararlarla başladı. Kararların uygulanması ancak 12 Eylül 1980 darbesi ile mümkün oldu. Özal’ın ünlü ifadesiyle “sanayinin şehitler vermesi” pahasına gerçekleştirilen yeniden yapılanma, kapitalizmin dünya çapında düşme eğilimi gösteren karlarının yeniden yukarı çekilmesine olanak sağladı.
Neoliberal politikalarla pastanın büyütüleceği masallarıyla trilyonlarca Dolarlık değerler emperyalist metropollere taşınırken, kırsal nüfus şehirlere taşınıp ucuz işgücü kaynağına dönüşürüldü, yüz milyonlarca insan işsizliğin zalim pençesine teslim edildi. Dünya çapında cereyan eden ve globalizm adıyla süslenerek piyasaya salınan bu politikalar, Türkiye’de de aynı sonuçları doğururken bir de Kürt Halkının demokratik taleplerinin karşılanmaması nedeniyle sürdürülen bir savaşla iç içe geçerek, yaşamı iyice dayanılmaz hale getirdi.
|
|
Read more...
|
|
|
SABAHIN BİR SAHİBİ VAR
İşçi Sınıfının Uluslar arası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs, TC tarafından Şeyh Sait ayaklanması bahane yapılarak 1925 yılında uygulamaya konulan Takrir-i Sükun Kanunu’yla birlikte yasaklandı. O tarihten sonra 1 Mayıs kitlesel olarak kutlanamaz hale geldi.
50 yıllık aradan sonra 1 Mayıs İlk kez, 1976 yılında İstanbul Taksim meydanında yapılan büyük bir mitingle kitlesel olarak kutlandı. DİSK’in düzenlediği 1976 1 Mayıs’ı, Türkiye’de kitlesel 1 Mayıs kutlamalarının başlangıcı oldu. İşçi Sınıfının mücadele tarihine kanlı bir sayfa olarak yazılan 1977 1 Mayısı da yine DİSK’in organizasyonuyla aynı meydanda gerçekleştirildi.
Kurtuluş korteji şimdi ki adıyla The Marmara, o zaman ki adıyla İnterkontinental otelinin önüne gelip henüz birkaç slogan atmıştı ki, Tarlabaşı’ndan iki üç saniye aralıkla iki el silah sesi geldi. Bu iki el silah sesini, artık nereden geldiğini kestiremediğimiz kadar çok silah sesi takip etti. Taksim meydanı bir anda rüzgara kapılmış buğday tarlası gibi dalgalanmaya başladı. Panik çok kısa sürede yüz binlerce insanı sardı. Can korkusuyla herkes gözü dönmüş bir biçimde kaçışmaya, sığınacak bir yer aramaya başlamıştı. Kazancı yokuşunda birbiri üstüne yığılmış insan kalabalığı içinde, kamyonete benzer bir araç devrilmiş vaziyette duruyordu. Oradan çığlıklar yükseliyordu! Çığlıkların geldiği yere ulaşmak ve yardım etmek olanaksızdı. Kurşun yağmuru altında, AKM önünde açılmış olan Kurtuluş pankartı altında toplanmaya başladık.
|
|
Read more...
|
|
“KÜRT AÇILIMI", SINIR ÖTESİ OPERASYONA DOĞRU AÇILIM YAPIYOR!
| |
Bahar aylarının gelmesiyle birlikte sınır bölgelerine askeri yığınak yapılmaya başlandı. Askeri birlikler gerillanın sızmasını önleme gerekçesiyle sınıra asker ve askeri teçhizat sevkiyatını olağanüstü boyutta artırdı. Zırhlı araçlar, tank, askeri ambulanslar ve çok sayıda otobüs içerisindeki askerin de bulunduğu 100 araçlık askeri konvoy, bir kobra tipi helikopterin eskortluğunda Siirt’ten Pervari ilçesinin Besta-Dereler ve Şırnak Gabar bölgelerine sevk edildi. Başka illerden de sınır bölgesine askeri sevkiyat artarak devam ediyor. Mart ayının başından beri sınırın 15 kilometre içinde bulunan Haftanin, Zap ve Metina sık sık havan ve top atışıyla bombalanıyor. Mart ayından bu yana Siirt, Mardin, Hakkari, Şırnak, Diyarbakır ve Batman'da başlatılan operasyonlar ise sürüyor. Bir yandan içerde bu operasyonlar sürdürülürken diğer yandan sınıra askeri birlikler kaydırılıyor. Yapılan sevkiyatlarda askerlerle birlikte sınırdaki askeri birliklere mühimmat ve askeri malzeme de taşınıyor. Sınıra bu boyutta yapılan bir askeri yığınağın tek anlamı vardır: Sınır ötesine operasyon!
|
Read more...
|
|