baner
Banner
Röportajlar

 * M. KEMAL KAÇAROĞLU İLE RÖPORTAJ


12 Eylül darbesinden yaklaşık bir ay sonra apar topar idam edilen Necdet Adalı, Başbakan Erdoğan’ın

Meclis’teki grup toplantısında yaptığı konuşmaylayeniden gündeme geldi. Erdoğan’ın, “Masumiyetinden o kadar emindi ki arkadaşları cezaevinden kaçarken o kaçma girişiminde bulunmadı” dediği Adalı’yla ilgili ölümünden 30 yıl sonra çok çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. Soner Yalçın geçen hafta Hürriyet gazetesinde, Adalı’nın mahkeme ifadelerine dayanarak, onu idama götüren kahve tarama eyleminin faillerinden Aslan Törer’in polisteki sorgusunda “Ben MİT ajanıyım” dediğini yazdı. Soner Yalçın’ın aktardığı ifadelere göre Adalı, “O gece Aslan Törer bizi kahvehanenin önüne götürdü. O birden ateş etmeye başlayınca heyecanlandık, tabancalarımızı çektik; biz havaya ateş ederken, Aslan Törer içeriyi taradı” diyordu. Soner Yalçın aynı yazıda, Adalı’yla birlikte kahve tarama eylemine karıştığı iddiasıyla yakalanan Kemal Ergin’in de cezaevinden kaçarak izini kaybettirdiğini öne sürdü.

Kahvede ölen de MİT’e çalışıyordu

O dönem Adalı’nın avukatı olan Mehdi Bektaş, Taraf’a yaptığı açıklamada, Törer’in MİT’e çalıştığıyla ilgili kesin bir bilgisinin olmadığını ancak polise teslim olarak bazı pazarlıklar yaptığı yönünde duyumlar aldığını söyledi.

Adalı’yla ilgili bütün bu iddiaları, Adalı’nın mensubu olduğu Kurtuluş Hareketi’nin liderlerinden Mustafa Kemal Kaçaroğlu değerlendirdi. Kaçaroğlu’nun verdiği bir bilgi, Aslan Törer’le ilgili iddialar kadar çarpıcıydı. Kaçaroğlu’nun o günkü duyumlarına göre, kahve tarama eyleminde ölen iki kişiden biri olan Sıtkı Aydın, MİT’le ilişkileri olan bir TRT çalışanıydı.

 

Kahve tarama tarzımız değil

Kahve tarama, 1980 öncesi dönemde hem sol hem de sağ gruplara isnat edilen yaygın bir eylem türüydü. Nitekim Adalı’yla aynı gün idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu da Ankara Balgat’ta beş kişinin öldüğü bir kahve tarama eyleminden sorumlu tutuluyordu.

1981 yılında Kurtuluş Hareketi’nin merkez komitesi üyesi ve askerî kanat sorumlusu olarak tutuklanan ve idamla yargılanan Mustafa Kemal Kaçaroğlu, Kurtuluş’un “silahlı propaganda”, “öncü savaşı” gibi yöntemleri eleştiren bir yapılanma olduğunu, “kahve tarama” gibi bir eylem çizgisini benimsemediğini söylüyor. Kaçaroğlu’na göre, 10 Temmuz 1977’de Ankara İsmetpaşa Mahallesi’nde sağ görüşlülerin gittiği Güneyli Kahvehanesi’ni tarama eylemi de Kurtuluş’un merkezi düzeyde karar verdiği bir eylem değildi. Kaçaroğlu, “Ancak faşizmle mücadelenin en üst düzeyde olduğu o dönemde, mahallelerde her gün çatışmalar yaşanıyordu. Kurtuluşçular da çoğunlukla savunma amaçlı pek çok silahlı çatışmaya giriyordu” diyor.

Törer işkenceli sorgulara katıldı

Eylemden yaklaşık bir ay sonra Necdet Adalı ve Kemal Ergin, Ankara Altındağ’da bir evde yakalanarak Mamak Askerî Cezaevi’ne kondu. Kaçaroğlu, kahve tarama eyleminin ardından yaşananları anlattı: “Eylemden sonra Kurtuluş Hareketi, aranmaya başlanan Aslan Törer’i İstanbul’a getirerek örgütsel denetim altına aldı. Aslan Törer, Altındağ Halkevi’nde Dev-Yol’dan bir grupla ayrılarak bize katılmıştı. Dev-Yol’un Törer’le ilgili, ‘polisle işbirliği yapıyor’ spekülasyonunda bulunduğu doğru. Ancak Dev- Yolcular o dönemde rekabetçi anlayıştan dolayı kendilerinden ayrılarak bize katılan birine çamur atıyorlar diye düşündük. Eylemden sonra Törer’i yakalanmaması için denetim altında tutmayı da sürdürdük. Fakat Aslan Törer, bir süre sonra örgütsel ilişkiyi keserek izini kaybettirdi. Askeri darbe yıllarında polise teslim olduğunu öğrendik. Törer’in MİT’çi olup olmadığını bilmiyoruz. Ben yakalandıktan sonra sorgulanırken karşıma Törer’le ilgili hiçbir şey çıkmadı. Ancak daha sonra Törer’in itirafçı olduğu ve birçok Kurtuluşçu’nun işkenceli sorgusuna katıldığı ortaya çıktı.”

Adalı’yı hamamdan kaçıracaktık

Adalı’yla birlikte yakalanan Kemal Ergin’in şaibeli bir kişi olarak ifade edilmesine tepki gösteren Kaçaroğlu, Adalı ve Ergin’i Ankara Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevi’nden kaçırmak için operasyon yaptıklarını ancak aksilikler sonucu yalnızca Ergin’i kaçırabildiklerini söyledi. Kaçaroğlu, Kurtuluşçuların Adalı’yı kaçırma girişimini şöyle anlattı: “Yoldaşlarımız idam cezasına çarptırılınca onları cezaevinden kaçırmaya karar verdik. Plana göre Ergin ve Adalı cezaevinin hamamından kaçırılacaktı. Adalı kaçış planında önceliği Kemal Ergin’e verdi. Ergin, cezaevi dışında bekleyen Kurtuluş grubu tarafından alınarak kaçırıldı. Ancak jandarmalar Adalı’yı kaçamadan yakaladı. Sonra idamı engellemek için dışarıda eylemlere başladık.”

Kaçaroğlu, Kemal Ergin’in cezaevinden kaçırıldıktan sonra İstanbul’a getirildiğini ve Adalı’nın idamından sonra da Filistin’e gönderdiklerini, burada denizde boğularak hayatını kaybettiğini, mezarının ise Beyrut’ta olduğunu söyledi.

*Bu röportaj Ertan Altan tarafından yapılmış ve 01.08.2010 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlanmıştır.

 

*Bu röportaj DİHA muhabiri Murat Altunöz ile yapılmış ve www.gundem-online.net de yayınlanmıştır.

MAHİR SAYIN: ÖCALAN'IN ÖNERİLERİ ÖNEMLİDİR

Kurtuluş Hareketi'nin kurucularından Mahir Sayın, barış sürecine ilişkin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın söylediklerinin önemli ve makul öneriler olduğunu ifade ederek, 'Önerilerin kabul edilmesi halinde bu savaşın biteceğini düşünüyorum. Devletin asıl muhatabı savaşan güçlerdir. Tüm bunlar yapılmazsa halklar arasındaki uçurum daha da derinleşir, savaş daha da büyür ve ölümlerin önüne geçilemez' dedi.

Kurtuluş Hareketi'nin kurucularından Mahir Sayın, Samandağ Temmuz Festivali'ne katıldı. Sayın, son dönemde yaşanan çatışmalı süreç ve barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'de açılım ve barış politikalarında bahsedildiğini fakat devlet tarafından bu işin gelişimi için hiçbir adım atılmadığını belirten Sayın, 'Hatta tek taraflı ateşkes yapan Kürt hareketi resmen kandırılmaya çalışıldı' dedi.

'AKP açılımda samimi değil'

Kürt hareketinin 6 yıldan beri yeni bir barış politikası geliştirilmesi için ısrarının söz konusunu olduğunu vurgulayan Sayın, şunları ifade etti: 'Ama Kürtlerin de belli bir sabırlarının olduğunu düşünüyorum. AKP Hükümeti, 'Açılım' diye bir umut yarattı. Buna karşılık Kürt hareketi de barış elçilerini Türkiye'ye yolladı. Önce her şey çok iyi idi; ama daha sonra, barış elçilerinin giysileri, konuşmaları vs. bahane edilerek, sözde barış görüşmelerinden vazgeçtiler. Buradan yola çıkarak hükümetin barış sürecinde ne kadar samimi olduğu da ortaya çıkıyor.'
Read more...
 

VEDAT TÜRKALİ İLE RÖPORTAJ

vedatyd1

İşçilerin Sosyalist Partisi Gen.Baş. Yard. Kadir AKIN Sevgili Vedat TÜRKALİ ile görüştü. İşçi Dünyası gazetemizin 4. Sayısında kısaltılmış haliyle okuyabileceğiniz röportajın tamamını yayınlıyoruz.

Kadir Akın: Geçtiğimiz aylarda Başbakan Tayyip Erdoğan “açılım"
çerçevesinde kimi  aydın, yazar, sanatçılarla bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Siz de çağrılıydınız. Sağlık  sebebiyle toplantıya katılamadınız ama görüşlerinizi bir mektupla ilettiniz. Basında da yer  alan bu mektubunuzda, Kürt sorunu çözüme kavuşturulmaksızın demokrasi konusunda bir  adım dahi atılamayacağını anlatıyordunuz. Şimdi savaş tüm şiddeti ile yeniden başladı. Hem  yeniden başlayan savaş hem de sosyalist hareketin durumunu nasıl görüyorsunuz?

Vedat Türkali: Önce şunu açıkça ve kesinlikle belirteyim ki, bugün sol çizgide olduğunu söyleyen hiçbir siyasal partiyle, örgütle, herhangi bir biçimde örgütsel bir ilişkim yok; bugünkü koşullarda olacak gibi de görünmüyor.

Önemli bir sorunun çözümü üzerine konuşmaya başlarken önyargılara bağımlı olmamak temel koşuldur. Karşımızdaki, -hele yetkili bir devlet sorumlusuysa- gerçekçi çözümler önermeniz gerekir. Bilimsel doğruları, çözümleri yığınların anlayabileceği açıklıkta önüne korsunuz. Uyarırsınız. Bu adam “şeriatçıdır, yapmaz” önyargısıyla yola çıkmak özellikle bizim ülkede yanıltıcıdır. “Sol”, “iİeri” kavramları, laiklik-şeriatçılık aldatıcı ikilemi içine sıkıştırılmıştır çünkü. Peki, bu sorunu bu iktidar çözebilir miydi? Bunu yapabilir miydi? Evet yapabilirdi. Tarihte bir sürü örnek var. Bilimsel, doğru çözümleri “Marksist- Leninist” örgütler saptar. İlerici örgütler bunun kavgasını verir, ortamı hazırlar. Bunu yapma yetkisini elinde tutan iktidarı buna zorlar. “İlerici-sol” kavramları da, tarihsel koşullara göre değişir. Bizler sorunları, yalnız işçi sınıfının değil, küçük burjuvazinin, kimi katmanların o günkü çıkarları gereği vardıkları ileri bilinç düzeylerinden de yararlanarak çözmekle yükümlüyüz. “Devrim yolu, gereğinde nice örgütlerle bağlaşık yürümek zorunda olunan bir yoldur” diyor Lenin. Bakın, Fransa’nın başındaki en büyük sorunu, Cezayir sorununu De Gaulle-Mendes France çözdü. Çünkü Fransa kan kaybediyordu.

Read more...